“Bahçeye dikeceğim ellerimi,
Çiçekleneceğim,
Biliyorum, biliyorum, biliyorum.
Ve bembeyaz yumurtalarını
bırakacak kırlangıçlar avuçlarımın
mürekkep lekeli çukurlarına.”

Geçtiğimiz kasım ayında dünya, İran’da bir üniversite öğrencisi olan Ahoo Daryai’nin Molla Rejimi’nin zorunlu örtünme dayatmasına karşı yaptığı protesto ile sarsıldı. Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan’ın, “kadınlar ahlak polisleri tarafından rahatsız edilmeyecek” sözlerine karşın üniversite güvenliklerinin tacizine uğrayan Ahoo Daryai, iç çamaşırlarına kadar soyunarak vücudu üzerinde tek söz sahibinin kendisi olduğunu tüm dünyaya gösterdi. Onun bu cüreti, kadınların taleplerine kulaklarını tıkayanların zihninde yıllarca yankılanacak güçte bir başkaldırıydı. Aynı Ahoo Daryai’nin bu unutulmayacak protestosu gibi, tarihin her döneminde kadınlar, hayatları üzerinde tahakküm kurmaya çalışan baskı rejimlerine karşı çeşitli biçimlerde mücadele verdi. Pehlevi İran’ında kadınların tek göz odalara hapsedilen sesini dizelerinde haykıran Füruğ Ferruhzad’ın isyanı da, üzerinden yıllar geçmesine karşın şiirlerini okuyan kadınların sesinde tekrar tekrar hayat bulmaya devam ediyor. Subay olan babasının uyguladığı askeri disiplin ve baskı ortamı ile Füruğ’un içine doğduğu ev, Pehlevi İran’ının minyatür bir haliydi. Erkek çocuklara bariz bir ayrımcılık yapılıyor, kız çocuklarının arzularına kulak tıkanıyordu.

Bu koşullarda Füruğ için başkaldırı bir tercih değil bir zorundalık, bir hayatta kalma dürtüsüydü. İçinde günden güne büyüyen isyan ateşini bir silah haline getiren Füruğ, ona biçilen kadın rolüne hapsolmayı reddetti; evcilleşmedi. “Söylemek istediğim korkak fısıltılar değil karanlıkta, gündüzdür söz konusu olan ve ardına kadar açık pencere...” diyerek, başını ona verilen pencereden dışarı çıkardı, güneşe dokundu ve bir daha ona reva görülen karanlığa geri dönmedi. Pehlevi İran’ında kadının konumuna ayna tutan dizeleri, hem kendisini hem de şiirlerini okuyanları, insanlığın acılarına kayıtsız kalan bir şiddet sisteminin ortasında, toplumun dile getirilmeyen gerçekleri ile yüzleştirdi. Çocukluğunun arka bahçelerinde ellerini toprağa diken küçük Füruğ’un özgürlük tutkusu, bir kadının isyana bulanan mürekkep lekeli avuçlarından çiçeklenecekti.

Tüm baskıcı rejimler tarihin tozlu sayfalarında unutulup gitmeye mahkumdur. Ancak Füruğ’un dizelerinden taşan, Ahoo Daryai’nin protestosunda ses bulan isyan, ona çizilen sınırların dışına adım atan her bir kadının ayak sesinde tekrar tekrar hayat bulacak, yaşam var oldukça kendini hatırlatacaktır.